Didim Özgürses Gazetesi | Yaşanılası bir Didim için

EBEDİ BARIŞ YAKLAŞIMI

 EBEDİ BARIŞ YAKLAŞIMI

İlk gençliğimden beri felsefeye ve felsefecilere karşı hep ikircikli oldum. Baştan sona spontane olan, denetleyemediğimiz yaşamlarımıza “anlam yükleme” çabası olarak algıladım. Bu durum bana gereksiz ve ağır bir “yük” gibi göründü. Eğitim Fakültesindeki Pedagojik Formasyon Derslerinde  “çoklu zeka kuramı” ile karşılaşıncaGörsel/Uzamsal ve İçsel Zekaların karışımından izler taşıdığımı öğrendim.Bu zekanın “septik” yanının da ağır basması ile yaşamı uzun süre neden“aynı yerden” değerlendiremediğimi  de anlar gibi oldum.Geldiğim noktada, felsefenin insan türünün öz benliğini cilalayıp parlatmaktan,insanı tüm türlerin tanrısına dönüştürmekten başka bir işlevi olmadığını, zararlı olduğunu düşünürüm.

Didim Derneği Felsefe Gönüllülerinin Elif Kanlıoğlu Barış Parkı Kafeteryasında düzenlediği felsefe toplantısına katılma nedenim “ebedi barış yaklaşımı” konusu oldu. Çünkü, bana göre barış kavramının doğada bir karşılığı yoktur.

Toplantı 8 Mayıs Pazar Günü 15.00’de başladı. Toplantının yönetimini ve açılış konuşmasını Felsefe Öğretmeni Suna Bağ yaptı.Konuşmacı Arif Anıl Güleç; Köleci Toplum Düzeninden Feodalizme ,Rönesans ve Aydınlanma Dönemine dek kronolojik bir özetleme yaparak kiliseye karşı feodalizmi destekleyen burjuvazinin yükselişini, MagnaCarta ile kralın yetkilerinin kısılmasını ve İngiliz İç Savaşı'nda Parlamento güçlerinin zaferi ile İngiltere'nin yönetim biçiminin krallıktan cumhuriyete çevrilişini anlattı.Konuşma, düşünürün yaşadığı dönemin sosyal ve ekonomik tanıtımından sonra Immanuel Kant’ın barış kavramına geldi.Konuşmanın sonunda düşünürün “barış” kavramını ide olarak algıladığını, salt militarist/insansı nitelikleri kullanarak sınırlandırdığını gördüm. (Açılış konuşmasında da Kant’ın evrensel ahlak yasası“topluma yararlılık” ilkesi ile sınırlandırılmıştı…)

Sorular bölümünde; barış kavramının doğada karşılığı olmadığını, doğanın kaos yasası temelinde (ki insan da doğanın parçasıdır)“ütopya” olduğunu belirterek iki soru sordum. İlk olarak, felsefenin neden “insan türünün çıkarları” perspektifi dışına çıkamadığını sordum. İkinci olarak, felsefenin salt insan odaklı olmasından dolayı insanı türlerin tanrısı konumuna yükselttiğini oysa insanın
doğadaki “üretim yapabilen” tek ahlaksız tür olduğunu, bu yargıma katılıp katılamayacaklarını sordum.

Dejavu!
Az sayıdaki katılımcı dışında barışı “olgu” olarak kabullenmeyen ve insan türünü kutsamayan yoktu…O an, felsefecilerin insan türünün çıkarları perspektifi dışına çıkamamalarının temelinde empati yokluğu olduğunu hissettim.Bunu aşabilmeleri için tüm felsefecilere, küçücük bir yavru iken ölünceye dek bir hayvana yaşamlarında yer açmalarını öneriyorum.
Mehmet Tevlim

 








Yorumlar

Yorum yazabilmek için giriş yapın. Henüz kayıt olmadıysanız yeni hesap oluşturun.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!